Tıbbi Ve Aromatik Nam-I Diğer Şifalı Bitkiler

Tıbbi Ve Aromatik Nam-I Diğer Şifalı Bitkiler

Tıbbi ve aromatik bitkiler ile ilgili, onlarca tanım, yüzlerce çalışma ve milyonlarca bilgi ile dolu etrafımız. Yüzyıllardan beri süregelen kadim bilgiler; teknoloji çağında, bilimsel araştırmalarla harman olmuş halde çıkıyor karşımıza. Dilden dile, nesilden nesille aktarılarak bugünlere kadar gelen, genlerimize kadar işleyen bilgiler. Öncesinden beri var olan, kırsal alanda göçebe yaşam şeklinden gelen, bize doğa ile ortak yaşamdan miras kalan ve günümüze kadar gelen yaşamın özleri, bitkilerin ruhunda sakladıkları neler? Gün gelmiş boya olmuş, kumaşların üzerine renk katıp dokunmuş, gün gelmiş ilaç yapılmış şifa olmuş, an gelmiş zehir olmuş Sokrates’ i öldürmüş, ama her daim yanı başımızda durmuş, yiyecek olmuş, aş olmuş karın doyurmuş, daha nice şekillere girmiş yaşam filizleri. Sadece tanıdık bildik sebzeler mi yiyecek olarak evlerimize giriyor sanıyorsunuz. Baharda Ege’ye gidip görmek lazım yeşilin cümbüşünü. Envai çeşit ot süsler Ege’ de pazar tezgahlarını, dalagan dedikleri ısırgan ve ısırganın kaşındırdığı yeri yaprağı ile ovala dedikleri ebegümeci yan yana durur. Hemen yan tezgâhta sarmaşık selamlar koyu yeşil boynuyla, kuzu kulağı, ekşimcik, acı tere, kazayağı, tilkilik, radika, arapsaçı ile uzayıp giden bir liste karşılar bizi. Ne salataları rengarenk yapan bitkiler, ne zeytinyağında kavrulmuş yumurtalı lezzetler, ne de evin içini mis gibi kokutan envai çeşit aromalar, yüzyıllardır yanımızdan bir adım bile ayrılmamıştır. Baharat olup, tat verenler, kokusuyla evi şenlendirenler, hüzün günlerinde ortaya serilenler, üzerlik otu olup nazarı savuşturanlar, kına olup yakılanlar, hep toprağın bağrında yetişen güzeller değil mi? Sadece tıbbi ve aromatik bitkiler efsanesi değil bu, yaşam filizlerinin büyük hikayesi aslında, tıbbi ve aromatik bitkiler de bunların bir neferi. Nedir bu karmaşıklığın içerisindeki efsane sorusuna cevaben, yaşamın ve doğanın bize anlattıkları çok basit aslında. Bitkilerin içerisindeki yaşam enerjisi, ruhu, yaşam özleri, özlerinde sakladıkları yaşama gücünü veren kimya, dış dünyaya karşı kendilerini korudukları ecza depoları; doğanın en zor koşullarında, onları öyle güçlü bir hale getiriyor ki, bitki birçok zorluk karşısında dimdik ayakta duruyor, direniyor ve canlılığını, soyunu devam ettirebiliyor bu sayede. İşte bu en zor anlarında, koruma kalkanı oluşturmak için, ruhlarında, özlerinde sakladıkları sular, yağlar, doğru zamanda ve doğru şekilde alındığında, neredeyse yaşamın başından bu yana, diğer canlılara da şifa oluyor bu güzel çiçekler.. Yüzyıllardan beri, farklı ülkelerde çeşitli isimler değiştirerek kullanılagelmiş, bir meslek haline dönüştürmüş insanların oynadığı rolü de bu konuda. Çoğu zaman şifacılık, hekimlik gibi isimler almış bir nakış gibi bitkileri işlerken insanoğlu. Kimine göre kocakarı ilacı, kimine göre şifa deposu, kimine göreyse ilaç, adını alıyor da almasına; adı neyse ki alamet-i farikası özünde saklı her birinin. Bitkinin ruhundaki, özündeki efsanenin gücüne inanalım ya da inanmayalım hayatın her alanında kullanıyoruz biz onları aslında. Kim çay içmiyor sabahları, ya da kahvesinin aromasını koklayarak yudumlamıyor? Peki ya ıhlamur, adaçayı, içmeyen var mı etrafınızda? Kahvehanelerde nane yapraklarının süslediği limonatayı, evde ninesinin, annesinin yaptığı nane limonu içmeyen, mide bulantısına kekik suyu iyi gelir diye duymayan var mı aranızda? Sadece insanoğlu da değil bu gruptaki şifa arayışında olanlar, kedilerin yollarda ot yediğini, sürüde otlayan keçilerin şifa için farklı otlar aradığını, benzer hikayelerin anlatıldığını ya duymuşsunuzdur ya da bizzat kendiniz şahit olmuşsunuzdur. Bu kadim bilgiler yüzyıllar boyunca dilden dile, nesilden nesile, aktarılarak bugünlere ulaşmış, bitkiler bize yoldaş çiçekleri de şifa olmuş. Sadece ot desek yeter mi hiç?  Çiçeğinin rengi bölgenin kültürüne yansır, türkülerine konu olur, yaşamın içerisine dahil olur. Efsaneleşir tarih boyunca, Mısır’ da firavun dönemlerindeki yazılan tabletlerdeki sarısabırdan hintyağına, Evliya Çelebi’ nin kitabında anlattığı ünnap (hünnap) yiyenin boğmaca olmadığına, anneannemin mercan köşkünden, Osmanlı’nın kılıç otu olan kantarona kadar, yüzyıllar içerisinde çeşitlenerek dalga dalga gelişmiş doğanın özünden gelen bilgilerin, nefes bulmuş halidir bu güzel çiçekler. Tıbbi ve aromatik bitkiler, her çağda şifa olma yolunda farklı formatlara girmiş, kaynatılmış, ezilmiş, kurutulmuş, demlenmiş, karıştırılmış, yağda bekletilmiş kökleri öğütülmüş, merhem yapılmış, yaralara deva olmuş, ama sonuçta ulaştığı yol tek bir yerde, bir özde birleşmiştir.

Peki nedir aromatik bitki?

Doğanın sessiz ve büyüleyici dengesi içerisindeki ahenk, bahara kokusunu veren çiçeklerle bizi içine çeker. Bu aslında aromatik kelimesinin tanımının da, en basit halidir. Aromaların havada uçuşup, yaşam döngüsünün devamlılığı için polenlerin ve renklerin dansına dönüştüğü bir karnavalın ortasında, bir renk ve koku cümbüşünün içerisinde bulursunuz kendinizi bir anda. Bitkilerin çiçekleri, yaprakları ya da tümüyle kendisi, güçlü bir parfüm gibi kokmasına neden olan olan, polenler, aromalar, onun zamanı geldiğinde, soyunu devam ettirmek için arıları ya da polenleri taşıyacak böceklere cazip hale getirecek doğal bir kimyasaldır. Tıbbi ve aromatik bitkilerde bu kokuyu veren ve şifalı olan maddelere etken madde denir. Yani kekiğin o mis gibi kokusu, tarçındaki o derin baharat kokusu, karabiberin kendine has kokusu, hardalın kendine has yakıcı ve fark ettiren kokusu gibi beyinde kendine kalıcı yer açan kokuları oluştururlar. Bu maddeler öylesine güçlü içeriklere sahiptir ki, doğanın en zor şartlarında bitkiye can verir, ruhuna sarılır, özünde yatar ve yaşam için dirençli olmasını sağlar. Zorluklardan güçlenerek çıkan bitkilerin içerisindeki özlerinin, ruhlarına sarılan etken maddelerin peşinde bitmek bilmeyen sonsuz bir yolculuktur tıbbi ve aromatik bitki toplamak ya da yetiştirmek. Ama bu naif güzelliklere zarar vermeden toplamak, onların türlerine, doğal bitki örtüsüne yok edici müdahalelerde bulunmamak gerekli desek de… Durum hiç de söylediğim gibi değil, en azından toplayıcılıkta bencil davranan taraf yine insan. Bu aşkın peşindeki insanın kendi yarattığı paradoks değil de nedir? Ya da bindiği dalı kesen Nasreddin Hoca misali, hem o bitkilerdeki kadim bilgiye, şifaya, ruhlarına, özlerine aşkla koşturan, öte yandan onu yok edercesine kalbine hançeri saplayan yine aynı insan. Bu garip çelişki içerisinde, otlar yine güneşe yapraklarını, çiçeklerini açmakta, insanoğlu yine acımasızca yok etmek pahasına vahşi yok edici toplayıcılık yapmakta.

İyi toplayıcılık uygulamalarından söz etmekte gerekir ki, kötünün yanında oldukça iyi uygulamalar da mevcuttur. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre dünya nüfusunun yaklaşık %80 kadarı bitkilerin şifasından faydalanmakta. Sadece doğadan toplamak yetmez olunca, birçok bitki kültüre alınarak çeşitlilik yoğun bir üretimde söz konusu olmuş. Artık dağlardan, bayırlardan, tek tek toplanan birçok tıbbi ve aromatik bitki; çoğunlukla yerleştiği sevdiği bölge başta olmak üzere kültüre alınarak tarla bitkisi gibi yetiştirilmekte. IUCN’ye (Uluslararası Dünya Doğa Koruma Birliği) verilerine göre, dünyadaki toplam bitkilerin ortalama %15’ i yok olma riski altında. Neden bu istatistiklerden söz ediyorum? Olabildiğince var olanı korumak, iyi toplayıcılık, sürdürülebilir tarım, doğa dostu tarımsal uygulamaların gerekliliği günden güne artarak karşımıza çıkıyor. Bu istatistikler bireysel olarak bir an önce aksiyon almamızı, varsa yaptığımız hataları da düzeltmemiz gerektiğini anlatıyor bize aslında.

Gerek tarımsal ürünlerin ve sürdürülebilirliğin devamlılığı, gerekse tıbbi ve aromatik bitkilerin doğru toplama, yetiştirme ve korunması ile ilgili konuların önemi özellikle tüm dünyanın korona virüs gibi global sorunlarla mücadelesinde ön plana çıkan basit ve yaşamsal ihtiyaçların öne çıkmasına neden olmuştur. Bu ihtiyaçların başında da tarım ürünleri gelmektedir. Ülkemizde on bine yakın bitki türü mevcut olup bu bitkilerin yaklaşık 3.700 tanesi endemiktir. Yani sadece ülkemize özel bölgesel yetişen bitkilerden oluşmaktadır. Katma değeri yüksek bitkiler ve bitkisel ürünler, iyi tarım uygulamaları ya da organik tarım dahilinde tutularak bu değer arttırılabilir.

Tıbbi ve Aromatik bitki yetiştirmek

Tıbbi ve Aromatik bitkilerin kültüre alınarak yetiştirilmesi uzun uzun teknik açıklamalarla incelenip, denemeler kurularak en verimli üretim tekniği nedir konusuna onlarca cevap verilebilir. Doğru olan da budur, eniyle boyuyla tamamen bilimsel bir gerçeklik peşinde araştırılacak ve ortaya çıkan istatistiksel değerler, veriler, analizler sonucunda doğru bitki, doğru arazi ve doğru tarım teknikleri ile üretim ve nihai ürüne ulaşılması doğru bir yöntem olacaktır. Ancak burada istatistiksel çalışmaları, teknik verileri ve değerlendirmeleri yapmayacağım. Doğada laboratuvarlar, mühendis ordusu ve istatiksel verileri işleyen bilgisayarlar yok. Üretilecek ürünler ve arazi için araştırmalara girmeden önce; doğayı izlemek, onun döngüsünü seyretmek anlamaya çalışmak, biraz kopya çekmek olsa da iyi ve doğru bir başlangıç olacaktır. İyi bir izleme ile, doğru bitkiyi doğa bize kendisi söyleyecektir. Bulunduğunuz bölgedeki orman, dağ, ova, gibi boş arazilerde kendiliğinden güneşe doğru uzanan kekik, karabaş, kantaron gibi envai çeşit kokusu ve rengi ile bölgenin çiçekleri yok mudur? İşte tam da onlar; o bölgeyi seven, toprağına kök salan, ikliminde yaprak veren, çiçek açan, yazını kışını bilen, suyuyla gelişen bitkileri etrafta tanıdık yapraklar görmeyen yoktur. Bu bitkiler bizim yol göstericimiz, üretim için vereceğimiz karar aşamasındaki rehberlerimiz olacaktır. Bölgeyi seven ve bu bölgede kendiliğinden yetişen bitkiler ve bu bitkilerle aynı aileden olan bitkileri seçmek, üretime avantajlı olarak başlamamızı sağlayacaktır. İklim ve bölgeye uygun olup olmayacağı sorularının bu sayede önüne geçilerek, bitki seçimi gibi büyük bir adımda listeden silinmiş olacaktır.

Üretim aşaması ayrı ama, bitkilerin yetiştirilmesi, doğru şekilde hasat edilerek hemen işlenmesi ve şifalı maddesini kaybetmeden yağının alınması, önem taşıyor. Kullanım alanları öylesine geniş bir yelpazeye yayılmış ki; yağlar kozmetikte, sağlık desteği olan ürünlerde, gıda maddelerinde, bitkiler çaylarda, ekstraları ilaç hammaddelerine varıncaya kadar bir çok alanda sağlık desteği olmaya devam ediyor. Farkında olsak da olmasak da tıbbi ve aromatik nam-ı diğer şifalı bitkiler hayatımızın her anında bize eşlik etmeye devam ediyor.

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir